/  
Ön yapraq » Məqalə ,Analiz və söyləyiş » İranlılık Paradigmasının Çöküş Süreci ve Güney Azerbaycan Milli Hareketinin Yükselişi (Anadolu Türkcəsində)

İranlılık Paradigmasının Çöküş Süreci ve Güney Azerbaycan Milli Hareketinin Yükselişi (Anadolu Türkcəsində)

İran, Türkiye’den sonra Türklerin en çok nüfusa sahip olduğu ülkedir. Yaklaşık 70 milyon nüfusa sahip olan İran’ın 35 milyon Türk nüfusunu barındırdığı tahmin edilmektedir


İran Türklerini, Azerbaycan Türkleri, Türkmenler, Halaçlar, Kaşkaylar ve Kazaklar oluşturmaktadır. İran Türkleri içerisinde Azerbaycan Türkleri 30 milyonla en geniş Türk topluluğudur. İran sınırları içerisinde olan Azerbaycan siyasi literatürde Güney Azerbaycan olarak adlandırılmaktadır. Güney Azerbaycan arazisi kuzey Azerbaycan Cumhuriyeti ve Türkiye sınırından başlayarak 250,000 km’lik bir yüzölçümü ile İran’ın merkezine kadar uzanmaktadır. İran’daki Azerbaycanlılar (Güney Azerbaycan) sahip oldukları siyasal, (hakimiyetin sürekli Türklerin elinde bulunması) sosyo-kültürel, ekonomik, nüfus ve jeopolitik konumu itibari ile İran’daki değişimlerde sürekli başat ve belirleyici rol oynamışlardır. Çağdaş tarihte Güney Azerbaycan İran modernleşmesinin temel taşını oluşturmuştur. Güney Azerbaycan Osmanlı’dan aldığı anayasa, meşrutiyet ve meclis kavramlarının İran’a taşıyıcısı olmuştur.

 

Ayrıca, Kafkasya ile sınırdaş olduğu için Rusya’da cereyan eden sol ve sosyal demokrat akımın İran içerisine girmesini sağlamıştır. Bu sebeple İran’da ilk basımevi, gazete, modern okul, modern ordu ve yeni siyasal-sosyal organizasyon Güney Azerbaycan’da ortaya çıkmıştır. Güney Azerbaycan kavramı yakın zaman içerisinde tarihi-siyasi bir kavram olarak Türkiye’de kullanılmaya başlanmıştır. Bu olgunun Türkiye’de siyasal literatüre girmesi ile birlikte İran’a yönelik bakış açısı da değişmeye başlamıştır. “Güney Azerbaycan” kavramı Türkiye’de Fars merkezli İran algılamasını yıkmış ve İran’ın sadece Farslardan oluşmadığı düşüncesini doğurmuştur. Söz konusu durum İran’ın etnik, siyasal ve kültürel hayatı hakkında yeni yorumların yapılmasını gerekli kılmıştır.

 

İran-ABD arasında tırmanan gerginlik Güney Azerbaycan olgusunu yeniden gündeme taşımıştır. Bazı analizciler bilinçli olarak Güney Azerbaycan olgusunu ABD tarafından ortaya atılan bir olgu olarak göstermeye çalışmışlardır. Güney Azerbaycan’da cereyan eden siyasal ve toplumsal hareketliliği ABD’ye bağlamak gerçekleri çarpıtmaktan başka bir şey değil. Bu sebepten yazımızın amacı, İran’ın iç dengeleri açısından Güney Azerbaycan Milli Hareketinin yükselişini analiz etmeye çalışmaktadır.

 

Bu doğrultuda, yazımızda ilke önce Güney Azerbaycan Milli hareketinin kısa tarihini altlatıldıktan sonra Fars Merkezli İranlılık Paradigması, Fars Merkezli Paradigmanın Çöküş Sebepleri ve Güney Azerbaycan Milli Hareketin Yükselişi analiz edilecektir. Güney Azerbaycan Milli Hareketinin Kısa Tarihi İran’da yaşayan Azerbaycan Türkleri 20. yüzyılın başından itibaren kendi Türk milli kimliklerini korumak doğrultusunda çeşitli tarihi olayların gerçekleşmesine sebep olmuşlardır.

 

Bu tarihi olayların ilki İran’daki “Meşrutiyet Hareketi”dir. 1905’ten itibaren Tahran’da başlayan Meşrutiyet Hareketi 5 Ağustos 1906’da Muzaffereddin Şah’ın Meşrutiyet Fermanını imzalamasıyla sonuçlanmıştır. Bu zamana kadar olaylara karışmayan Azerbaycan’da Tahran’da Milli Meclis’in açıldığı 7 Ekim 1906 tarihiyle aynı günde “Azerbaycan Milli Meclisi” açılmıştır. “Milli Meclis” adından endişeye kapılan Tahran tarafından yapılan baskı üzerine bu ad “Azerbaycan Eyaleti Encümeni” şeklinde değişse de halk içinde “Kutsal Encümen” olarak kullanılmaya devam etmiştir. Encümen bu tarihten itibaren Azerbaycan’ı yönetmiş ve despotizme karşı açılan savaşta Azerbaycan halkına önderlik etmiştir.

 

23 Haziran 1908’de Muhammed Ali Şah askeri birlikleri Tahran’da “Milli Meclisi” bombardıman ederek Meşrutiyet’e karşı bir darbe gerçekleştirmiştir. İran’ın genelinde iktidarı eline geçiren merkezi hükümet, Azerbaycan’a ordu göndermiş, ancak Settar Han ve Bağır Han önderliğinde ayaklanan halk, orduyu Tebriz’den çıkarmayı başarmıştır. Bunun ardından, Tebriz 11 ay boyunca kuşatılmış, çok sayıda Tebrizli açlık ve hastalık sonucu ölmüştür. Ancak bütün bunlara rağmen, şehir teslim olmamıştır. Bu dönem Tebriz’de “Azerbaycan Meşrutiyet Cumhuriyeti” fikri de öne sürülmüştür. Nitekim, Settar Han o dönemde merkezi hükümeti şöyle tehdit etmiştir: “Bizim isteğimiz bu zulüm ve diktatör yönetiminin son bulmasıdır. Biz hukuk, hürriyet ve anayasa talebinde bulunuyoruz. Biz Şah’a bir kötülük gelsin istemiyoruz.

 

Ancak o (Şah) bizim istediğimizi bize vermelidir. Yoksa cumhuriyet ilan edeceğiz. Meşrutiyet harekatı 16 Temmuz 1909’da Meşrutiyetçilerin Tahran fethi ile son bulmuştur. Birinci Dünya Savaşı sonrası İran, ülke çapında çeşitli merkezden kopma eylemlerine sahne olmuştur.

 

Bunlardan en önemlileri Horasan, Gilan ve Azerbaycan ayrılıkçı isyanlarıydı. Genç yaşlarda olmasına karşın, Meşrutiyet Harekatının önderlerinden sayılan Şey Muhammed Hiyabani Mart 1918’de “Azerbaycan Demokrat Fırkası” partisini ve 7 Nisan 1920’de de “Azadistan Devleti” ni kurmuş ve Azerbaycan’ın bağımsızlığını ilan etmiştir.

“Milli Hükümet” iş başına gelir gelmez reformlar uygulayarak Azerbaycan’ın demokratikleşme ve modernleşmesini amaçlamıştı. Ne yazık ki merkezi yönetim bu girişime fırsat tanımamıştı. 1920 Eylül ayında İran Hükümeti’nin gönderdiği silahlı birliklerle çatışan “Milli Hükümet” yenilgiye uğramış, liderleri Hiyabani ise bu çatışma sonucu şehit düşmüştür. Bu olayın ardından Keleyber bölgesinde Kiyami’nin önderliğinde bir direniş hareketi başlamış, ancak bu isyan da devlet güçlerince bastırılmıştır. 1 Şubat 1922’de Lahuti’nin liderliğinde Tebriz’de başka bir isyan gerçekleşmiş, ancak bu isyan da hükümetin gönderdiği Rıza Han birlikleri tarafından kanlı bir şekilde bastırılmıştır. 1924’de koyu bir Fars milliyetçisi olan Rıza Han, Kaçar hakimiyetine son vererek Pehlevi saltanatını kurmuştur.

Aşırı merkeziyetçi bir politika izleyen Rıza Şah “İran Milleti” yaratmak amacıyla başta Türkler olmak üzere bütün Fars olmayanlara karşı sistematik bir asimilasyon politikası uygulamaya başlamıştır. 1930’da Farsça, İran’ın tek resmi dili olarak ilan edilmiştir. 1935’te Farsça olmayan (Türkçe, Arapça, vs.) coğrafi ve tarihsel isimler değiştirilmeye başlanmıştır. 1937’de Azerbaycan Eyaletinden geriye kalan kısım iki bölüme ayrılmıştır. Bu dönemde Azerbaycan ekonomik, siyasal ve kültürel açıdan ciddi bir gerilemeye maruz kalmıştır. 1945’te Mircafer Pişeveri başkanlığında, daha önce Hiyabani’nin kurduğu “Azerbaycan Demokrat Fırkası” tekrar faaliyete başladı. 21 Aralık’ta M. A. Şebusteri başkanlığında Tebriz’de kurulan “Milli Meclis”, Pişeverin’i “Azerbaycan Milli Hükümeti” başkanlığına seçti. “Milli Hükümet” “Fedailer”den oluşan milli ordu vasıtasıyla Azerbaycan’ın bütün bölgelerinde egemenliği hakim kılarak, benzeri görülmemiş bir biçimde köklü reformlar uygulamayı başarmıştır.

 

1946’da İran merkezi hükümeti “Azerbaycan Milli Hükümeti” ile imzaladığı anlaşmalarla bu özerk devleti resmen tanımış olsa da aynı yıl içerisinde Fars Pehlevi devleti ordusu etnik Azerbaycan’a saldırmış ve Azerbaycan milli hükümetine son vermiştir. Azerbaycan’ın işgalinin ardından binlerce Azerbaycan Türkü ya katledilmiş ya da sürgün edilmiştir. 1979 İslam Devriminden sonra Azerbaycan’da yeniden bağımsızlık harekatı başlamıştır. Devrimin esas liderlerinden olan Azerbaycan’lı Ayetullah Şeriatmedari, Azerbaycan’ın özerklikği talebinde bulunarak şöyle demiştir: “Benim yerim 17,5 milyon Azerbaycan Türklüğünün dayanak noktası olan Tebriz olacaktır”. Azerbaycan Türklerinin taklit mercii olan Şeriatmedari’nin bu tutumu halk tarafından desteklenmiş, onun liderliğinde Müslüman Halk Parti’si (Hezbi Halk Müselman) kurulmuştur. 7 Aralık’ta merkezi hükümet Kum kentinde oturan Şeriatmedari’nin evine baskın düzenlemiş, Şeriatnadedari güçlükle kendisini kurtarabilmiştir.

 

Bunun üzerine Tebriz’de halk ayaklanmış ve şehrin idaresini ele geçirmiştir. Bu çatışmalardan bir sonuç elde edemeyen hükümet çareyi Şeriatmedari’yi ikna etmekte bulmuştur. İslami duyguların ağır bastığı bir dönemde Azerbaycan milli hareketinin kan dökmekten başka bir sonucu olmayacağını anlayan Ayetullah Şeriatnamedari, ayaklanmanın durdurulmasını istemiş ve bunun üzerine hak ayaklanması son bulmuştur. Şeriatmedari hareketinin bastırılması ile Güney Azerbaycan’da milli direniş bitmemiştir. 1979’da İslam Devrimi’nin gerçekleşmesinden günümüze kadar Güney Azerbaycan milli hareketı güçlenerek devam etmiştir. Güney Azerbaycan milli hareketı günümüz İran siyasal hayatında önemli bir faktör olarak ortaya çıkmıştır. Fars Merkezli İranlılık Paradigması İran çeşitli etnik grupların yaşadığı bir coğrafi-siyasi bölge olmasına rağmen, Fars kimliği ile eş anlamlı olmuştur. Fars dili, tarih boyu kültürel üretimin yapıldığı dil olmuştur.

 

 

Söz konusu durum İran kültürü kavramı ile Fars kültürü kavramını eş anlamlı yapmıştır. Fars dili, kültürel üretim dili olduğu için İran’da bürokrasi, siyaset ve mezhep dili de olmuştur. İran’da Şia mezhebi birçok mezhepsel üretimini Fars dilinde yaptığı için Fars mezhebi olarak da gözükmüştür. İran platosunda Fars dilinin tarihi egemenliği Fars kimliğini de egemen kılmıştır. İran, kimlik düzeyinde Fars merkezli bir kimliğe sahip olmuştur. 1924’ten günümüze kadar İran’da “rejim mahiyeti ne olursa olsun” Fars merkezli İranlılık olgusundan vazgeçmemiştir. Çünkü 1924’ten sonra İran’da ulus-devlet projesi Fars merkezli bir İranlılık olgusu çerçevesinde teorize edilmiştir. Fars Merkezli İranlılık düşüncesi hem Pehlevi (1924-1979) hem İslam Cumhuriyeti (1979- ) döneminde devam etmiştir. Pehlevi Hanedanının (1924-1979) Fars merkezli İranlılık kimlik anlayışı Şia’yı dışlayan ve eski İran’ı hedef alan bir ulus-devlet projesiydi. İslamı dışlayan, Fars milliyetçiliğini esas alan Pehleviler’in çökmesi ile ‘eski İran’ı hedef alan’, ‘İslam’ı dışlayan’ ve ‘Batıcı’ Fars milliyetçiliği de iflas etmiştir. 1979 Devrimi’nin sonucu İslam Cumhuriyeti’nin kurulması olmuştur. İslam Cumhuriyeti ‘eski İran’ı hedef alan’, ‘İslam’ı dışlayan’ ve ‘Batıcı’ Fars milliyetçiliğine karşı çeşitli alanlarda mücadele etmiştir. İslam Cumhuriyeti bu anlayışa sahip Fars merkezli İranlılık kimliğini reddetmiş ve ‘İslam tarihini hedef alan’ ‘Batı’yı dışlayan’ ve ‘Şia’yı’ esas alan yeni bir Fars merkezli İranlılık kimliği olgusunu ortaya koymuştur.

 

İslam cumhuriyeti Şia’yı esas alan yeni Fars merkezli İranlılık kimliğini ortaya atmıştır. İranlılık Paradigmasının Çöküş Sebepleri 1991’de Soğuk Savaş’ın bitmesi ile küresel sistemin mahiyetinde değişim gerçeklemiştir. İki kutuplu dünyanın sona ermesi ile komünizm iflas etmiş ve ABD hegemonyasına giden yolu açan bu küresel değişim ile dünyada neo-liberalizm güç kazanmıştır. Küresel sistemde neo-liberalizmin güç kazanması küreselleşme sürecini çok çeşitli siyasi, toplumsal ve kültürel sonuçları olan bir siyasi olgu haline getirmiştir. Yeni küresel sistem karmaşık, çelişkili ve kompleksli bir yapı haline dönüşmeye başlamıştır. Bu karmaşık ve çelişkili yapı bazı kimliklerin sorgulanmasının yanı sıra yeni kimlikleri de siyasal ortama itmiştir. Küreselleşme olgusu, İran’da kimlik düzeyinde Fars merkezli İranlılık olgusunu sorgulamaya başlamıştır. 1979’dan sonra İslam/Şia merkezli bir totaliter sistemin iflası kimlik düzeyinde Fars merkezli İranlılık olgusuna ciddi darbe vurmuştur.

 

İran İslam Cumhuriyeti kendi siyasal davranışlarını Şia-İslam yorumuna dayandırmaları ile İran’da siyasal İslam olgusunun da ciddi sonuçları olmuştur. İran İslam Cumhuriyeti’nin bir siyasal rejim olarak meşruiyet krizi Şia-İslam krizini de beraberinde getirmiştir. İran’da Şia-İslam’ın siyasal düzeyde krizi İranlılık kimliğini de krize sokmuştur. Çünkü Şia-İslam olgusu İranlılık kimliğinin temel tutkalı olmuştur. İranlılık kimliğinin temel tutkalı olan Şia-İslam olgusunun krize girmesi ile İranlılık kimliği krize girmiştir. İslam Cumhuriyeti’nin meşruiyet krizi ile beraber Şia ile örtüşen Fars merkezli İranlılık kimliği de krize girmiş ve ideolojik ve siyasal platformda iflasa uğramıştır. Bu dönem kimliğin milli boyutunun dini boyutuna galebe çaldığı dönemdir. Din Şiilik bağı zayıflayacak Türk kimliği İran Türklüğünde inancın önüne geçecektir. Türkiye Türkçüleri ile dayanışmalarında araya iki engel sokulmuştu. Bunlardan birisi Şii-Sunni ihtilafı ve diğeri Laik-Şerri yapılanma idi. İran’ daki Şiiliğin siyasal alanda çöküşü bu engelinden aşılmasına sebep olmuştur. Şiilik ve Sünnilik , laikli ve İslamcılık ki engelinin aşılmasına Güney Azerbaycan milliyetçileri öncülük yaptılar. İran siyasal sisteminin totaliter yapısı İslam Cumhuriyeti için çelişkili bir sonuç doğurmuştur. Totaliter kimliği nedeniyle halkı siyasal seferberlikte tutmak için toplumu siyasallaştırmaya çalışmıştır. Hem 1979 Devrim’nin etkisi ile hem de İslam Cumhuriyeti’nin totaliter yapısı nedeniyle siyasallaşan halk, siyasal sistem içerisinde kendini bulamamıştır. Devlet kendi siyasal hedefleri doğrultusunda seferber ettiği halkın ihtiyaçlarını karşılamakta başarısız kalmıştır. ‘Yeni insan, yeni toplum’ sloganı çerçevesinde çeşitli alanlarda şiddet ve baskıyı esas alan bir yapı sergilemiştir. Söz konusu durum siyasal sistemde ciddi tıkanıklığa yol açmıştır. Halk dışlanmış ve iktidar parmakla sayılacak kadar insanın elinde dolaşmaya başlamıştır.

 

Bu durum İslam Cumhuriyeti ve İran halkı arasında çatışmalı mesafenin açılmasına yol açmıştır. İran 1979’dan sonra ciddi nüfus artışı ile karşılaşmış ve 24 yıl içerisinde İran nüfusu iki kat artmıştır. Ciddi nüfus artışı ile karşılaşan İran, ekonomik alanda da başarısız olmuştur. Söz konusu durum İran’da kitlesel yoksullaşmaya yol açmıştır. Nüfusun artışı ve Devletin siyasal,ekonomik ve toplumsal alanda başarısızlığı “hiçbir yerde tutunamayan genç nüfus” olgusunu doğurmuştur. “Hiçbir yerde tutunamayan genç nüfus olgusunun ” ortaya çıkması ülke genelinde çeşitli ahlakı ve kültürel sorunları da beraberinde getirmiştir. Bu süreç, milli kimlik buhranını da doğurmuştur. Ekonomik,siyasal ve toplumsal alandan dışlanan gençlik “İranlılık kimliğine” de yabancılaşmıştır. İran toplumu, geniş yelpazeyi kapsayan çok boyutlu bir kriz ve sorunlar yaşamaktadır. Geniş ve çeşitli sorunlar içerisinde kıvranan İran toplumu bu “sorunları çözecek umdu veren” bir siyasi gücü de görmemektedir. İran’daki söz konusu ümitsizlik İran merkezli bütün siyasi düşünce ve ideolojilerin iflasını sağlamıştır.Başka bir ifade ile İran’da İslam ve komünizm gibi ideolojiler siyasi seferberlik güçlerini yitirmişlerdir. İran’da sağ ve sol ideolojilerin iflası İranlılık kimliğinin sorgulanması ile sonuçlanmıştır.

Çünkü İran’daki sağ ve sol ideolojiler Fars kimliğini merkez alan İranlılık kimliği temelinde yapılanmışlardır. Küresel sistem, bölgedeki gelişmeler ve İran içindeki siyasal ortam, İranlılık kimliğini krize sokmuş ve söz konusu durumun sonucu olarak etnik milliyetçilik güç kazanmaya başlamıştır. Kimlik düzeyinde Fars merkezli İranlılık kimliğinin krize girmesi ile beraber İran’daki etnik kimlikler siyasallaşmıştır.

 

Siyasal hareketliliğin enerjisi merkezden çevreye doğru kaymaya başlaması ile merkez kaç eğilimler ciddi şekilde güç kazanmıştır. Söz konusu durum İran merkezli siyasi eğilimlerin değişim kapasitelerinin azalması anlamına gelmektedir. Başka bir ifade ile İran’daki siyasal değişimin yönü Fars merkezli İranlılık kimliğinin değişmesi doğrultusundadır.İran’da siyasal sürecin mahiyetine bakıldığında merkez kaç eğilimler başat ve belirleyici eğilimler konumundadırlar Güney Azerbaycan Milli Hareketinin Yükselişi Fars merkezli İranlılık kimliğinin kriz süreci en çok Güney Azerbaycan’da gözükmektedir. İran tarihinde Türkler, özellikle Azerbaycan Türkleri, her zaman belirleyici rol oynamışlardır. 1925’ten önce İran uzun süre Türk hanedanları tarafından yönetilmiştir. 1925’ten sonra İran’da iktidar Türklerin elinden çıksa da her zaman belirleyici konumlarını korumuşlardır.

 

Çünkü Azerbaycan Türklerinin İran’ın nüfus denklemi içerisinde çoğunluğa sahip olması ve siyasi olaylara karşı hassas ve açık olması ile İran siyasal hareketliliği içerisinde ya öncü rolü oynamışlar ya da hareket içerisinde belirleyici işlev görmüşlerdir. Azerbaycan Türkleri hem 1906 Meşrutiyet Devrimi’nde hem de 1979 İran İslam Devrimi’nde temel, esas ve belirleyici rol oynamışlardır. İran’da yayagın bir kanat olan ‘Tebriz istemezse hiç bir değişim olmaz’ ifadesi bu tarihi gerçekliğin göstergesidir. İran’da Türkler uzun süre iktidarda olsalar da Farsları ve diğer etnik grupları dışlayan ve Türk kimliğine dayalı bir devlet kurmamışlardır. İran’da uzun süre iktidarda olan Türk hanedanları Fars diline her zaman saygılı olmuşlar ve onun genişlemesinde ve gelişmesinde önemli rol oynamışlardır. 1924’ten sonra iktidarı ele geçiren Fars milliyetçileri çok farklı davranmışlardır. Türk kimliğini yok etmek için çeşitli boyutları olan bir asimilasyon süreci başlatmışlardır. Türk hanedanların saygın davranışlarına matuf kalan Farslar iktidarı ele geçirdikten sonra Türk karşıtı politikaları sergilemeleri Azerbaycan-Türk kimliğinin siyasal düzeyde oluşmasının esası ve temel tarihi bilincini teşkil etmektedir. Azerbaycan-Türk kimliğinin siyasallaşması için aşağıdaki küresel, sosyal, siyasal, kültürel ve bölgesel koşullar zemin hazırlamıştır.

 

• 1979’dan günümüze kadar totaliter sistemin belirleyici faktörü olarak gözüken ve İran toprak bütünlüğünün tutkalı olan Siyasal İslam’ın ( Şia) iflası, • Devletin ekonomik başarısızlığı ve halkın kitlesel yoksullaşması,

• Devrimin etkisindeki toplumun siyasallaşması,

• İran genelinde seferberlik gücüne sahip olan ve toplumu merkeze bağlayan ideolojilerin çöküşü (komünizm, siyasal İslam),

• Uluslararası sitemde komünizmin çöküşü ve Orta Asya ve Kafkasya’da Türk cumhuriyetlerin kurulması ve bu bölgelerde 1988’den sonra artan Türkçülük hareketi,

• Kuzey Azerbaycan Cumhuriyeti’nin kurulması, Karabağ Sorunu ve Ebulfez Elçibey Faktörü,

• Komünizmin çöküşü ve neo-liberalizmin uluslararası sistemde güç kazanması

• Küreselleşme olgusu ,

• Devletin totaliter yapısı nedeni ile ortaya çıkan siyasal tıkanıklık ve siyasal sistemin darlığı,

• Devletin muhalefeti bastırması ve faaliyette bulunma fırsatı vermemesi, Dünya, İran’da Reformcu-Muhafazakar çatışmasının dışında başka hiçbir siyasi olgu ile ilgilenmese de İran tabanda ciddi değişim geçirmektedir. İran’da tüm İranlı kimliğini ayakta tutacak faktörler ciddi biçimde darbe almıştır. Söz konusu durum İranlılık kimliğinin sorgulanması ile sonuçlanmıştır. Bu durum İran’da ademi merkeziyetçi siyasal eğilimi başat ve belirleyici faktör olarak ortaya çıkarmıştır. Güney Azerbaycan Milli Hareketi’nin büyümesi tam olarak bunun göstergesidir. Tabandaki siyasal sürecin dinamizmi ne reformcu ne de muhafazakar çatışması olmaktan çıkmış, çok farklı bir zemine kaymıştır. Nitekim, bugün Güney Azerbaycan’da milli söylem başat ve dominant söylem haline gelmiştir.

 

Değişim taleplerinin de dinamizmi Güney Azerbaycan’dan gelen milli harekettedir. Güney Azerbaycan milli hareketi potansiyel olarak Güney Azerbaycan’daki siyasi süreçlerin ana dinamizmini teşkil etmektedir. Güney Azerbaycan milli hareketinin hiçbir alternatifi yoktur. Yukarıdaki faktörler Güney Azerbaycan’ın siyasal önceliklerini değiştirmiştir. Milli kimlik arayışı birinci ve belirleyici siyasi öncelik haline gelmiştir. Güney Azerbaycan tarih boyu siyasi enerjisini ya sağ ya da sol ideolojilere vermiştir. Şimdi ise solcular ve sağcıların siyasi enerjisi Güney Azerbaycan meselesine doğru çekilmektedir. Diğer bir deyişle, Güney Azerbaycan Milli Hareketi çok farklı siyasal enerjilerin çekim merkezine dönüşmektedir. Sonuç ve Genel Değerlendirme Güney Azerbaycan Milli Hareketi, bugün Güney Azerbaycan’da siyasi hareketliliğin temel ve esasi dinamizmine çevrilmiştir. Güney Azerbaycan’da İranlılık kimliği zayıfladıkça İran merkezli siyasi hareketlilik de güçsüzleşmiş ve bu sürecin mantıklı devamı olarak Güney Azerbaycan Milli Hareketi güç kazanmıştır. İranlılık kimliğinin çöküş sürecine girmesi ve Azerbaycanlılık kimliğinin güçlenmesi Güney Azerbaycan Milli Hareketinin yükselişini sağlamıştır. Başka bir ifade ile İranlılık kimliği zayıfladıkça Azerbaycanlılık kimliği güç kazanmış ve Azerbaycanlılık kimliği güç kazandıkça Güney Azerbaycan Milli Hareketi güçlenmiştir.

Ortadoğu uzmanı, dr. Arif Kəskin.

Comments,Baxışınız
oguz gif telegram